Hüseyin ALPASLAN'ın 20 Aralık 2023 tarihli yazısı: Soykırım İddialarını Çürüten Malta Yargılaması-VI

Malta Yargılamasında Suç Yok Dava Yok Kararı

İngiliz Yüksek Komiserliği iki yıl boyunca Malta’da tutuklu bulunan 60 sürgün hakkında delil toplayabilmiş ve her biri ile ilgili 6-7 sayfalık iddianameler hazırlayabilmişti. Bu 60 kişinin içerisinde firarilerin bulunması ve yanlışlıkla Malta’ya sürülenler olduğunun anlaşılması üzerine, geriye kalan 56 kişi ile ilgili toplanan deliller Londra’ya gönderilmiştir[1]. Osmanlı vatandaşı Hristiyanlara karşı kırım ile suçlanan Malta sürgünleri hakkında Londra’ya gönderilen tüm bilgi ve belgeler İngiltere Kraliyet Başsavcılığı tarafından titizlikle incelenmiştir. Başsavcılığın tüm hassasiyetiyle tahkik edip, derinlemesine gözden geçirdiği iddianameler, deliler ve belgelerde, kırım iddialarını kanıtlayacak hukuken geçerli bir somut bilgiye veya ispatlanmış bir olaya rastlanmamıştır. Gönderilen çuvallar dolusu evraklar ile raporların, duyumlar, varsayımlar, niyet okumalar ve propaganda niteliği taşıyan içi boş bilgiler olduğu anlaşılmıştır. Başsavcılık, Osmanlı arşiv belgelerinde Malta’da tutsak bulunan Türkler hakkında isnat olunan suçlamalar ile ilgili iddianame düzenleyecek yeterlilikte hukuki kıymete haiz bir bilgi ve belge tespiti edememiştir.

Malta yargılamasındaki suçlamalara dair Ermeni kırımının en önemli delili olarak başsavcılığa sunulan “Mavi Kitap” [2], Birinci Dünya Savaşı’nda Almanların propaganda faaliyetlerine karşı 1914 yılında kurulan İngiliz savaş propaganda dairesi tarafından Türk düşmanı Lord Bryce’e hazırlatılmış, kitapta yer alan anlatımlar ile bilgilerin çoğunluğu misyonerlerin ve Ermeni bireylerin gönderdiği malumatlardan oluşmuştur. Başsavcılık, Mavi Kitap'ı inandırıcılıktan, bilimsellikten ve ciddiyetten uzak bularak hukuken geçerli bir kanıt olarak kabul etmemiştir[3]. Başsavcılığa Mavi Kitap dışında delil olarak sunulan bazı anı ve propaganda kitaplarının da hukuken ispat değeri taşımadığı anlaşıldığından delil olarak kullanılması uygun görülmemiştir.

Kanıt arayışına devam eden İngiliz Yüksek Komiseri, Türkiye’nin işgal altında tuttuğu her vilayetinde resmi makamlarda bulunan tehcir belgelerine el koyarak Londra’ya göndermiştir. İngilizler, delil arama çalışmalarında çoğunlukla Ermeni Patrikliği tarafından verilen bilgilere, Andonyan’ın ileri sürdüğü “Naim Bey’in hatıraları” gibi güvenilirliği olmayan belgelere, İstanbul’da askeri mahkemelerde yapılan yargılamalar sırasında tutulan zabıt ceridelerine ve gazetelere bel bağlamışlardır[4]. Ancak, detaylı olarak yapılan tüm araştırma ve incelemelere rağmen, Malta’da bulunan Türkleri suçlayacak bilgilere ulaşılamamıştır. Osmanlı arşiv belgelerinden ve İstanbul’daki diğer kaynaklardan gönderilen raporlardan bir kanıt elde edemeyeceğini anlayan İngiliz hükûmeti, bu defa başka bir seçeneğe umut bağlamıştır. İngiliz yetkililerde, 1913-1916 yılları arasında İstanbul’da büyükelçilik yapmış olan Henry Morgenthau’nun anılarını yazdığı kitapta yer alan bilgi ve belgeleri Amerika’ya göndermiş olabileceği kanaati hasıl olmuştur. İngiltere hükûmeti, Başsavcılığın istediği delillerin Amerika’dan elde edebileceği tahminiyle, Dışişleri Bakanı Lord Curzon vasıtasıyla 31 Mart 1921’de gönderilen telgrafta, Washington Büyükelçisinden bu hususu araştırmasını istemiştir[5].

İngiliz hükûmeti umutlarını bağladığı Amerika’dan cevap beklerken, İngiltere Kraliyet Başsavcılığı sanıkların yargılanmasının yolunu açacak somut ve inandırıcı delilleri beklemekten bezgin olduğunu gösterir bir şekilde 20 Mayıs 1921 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na ikaz niteliğinde bir yazı göndermiştir. Başsavcılık, kanıt yokluğunu ve Sevr Antlaşması’nın onaylanmamasını gerekçe göstererek, “Malta’da bulunan tutuklulardan, İngiliz esirlere kötü davranmakla suçlanan 8 kişi haricindeki Türk tutuklular hakkında kovuşturma yapılamayacağını bildirmiştir.” Başsavcılık, yazısında ayrıca, Malta tutuklularını “siyasi suçlu” olarak vasıflandırmış ve bu durumu “hukuki esaslardan mahrum yüksek bir politika meselesi” olarak tarif etmiştir[6].

İngiltere hükûmeti, Malta’daki Türkleri yargılayabilmek için delil göndermesini beklediği Amerika’daki büyükelçisinden, talimat verdiği tarihin üzerinden 2 aya yakın bir zaman geçmesine rağmen bir bilgi alamamıştı. Zaman geçtikçe Türkleri yargılayamama ve cezalandıramama ihtimali ile huzursuzlanan İngiliz Dışişleri Bakanlığı, 27 Mayıs 1921 tarihinde Washington Büyükelçisi Sir A. Geddes’e yeniden bir telgraf göndererek delil konusunu tekrar sormuştur[7].

Bir taraftan İngiltere’nin Washington Büyükelçiliğinden umut bağlanan dokümanlar beklenirken, diğer taraftan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı önemli bir girişim, İngiltere hükûmetinde hukuki yollardan Malta sürgünlerine Ermeni kırımı suçlamasıyla ceza verilemeyeceği kanaatinin arttığını göstermiştir. Dışişleri Bakanlığı tarafından 31 Mayıs’ta İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’na gönderilen yazıda, hukuki dayanaklardan yoksun davada, hiç değilse Malta’da bulunan Türk tutuklulardan isimleri bildirilen 42 kişinin yargılanarak cezalandırılmalarının siyasi açıdan çok istendiği bildirilmiş olup Ermeni kırımı konusunda hukuki bir delil bulunamadığı gerçeği açıklanmıştır. Böylece dava hukuki temellerden çıkıp siyasi bir zemine oturmaya başlamıştır[8].

İngiltere hükûmetinin Amerika’dan delil olabilecek bilgi ve belgeleri elde etme beklentisi boşa çıkmış ve Başsavcılığın kullanabileceği hiçbir doküman gelmemiştir. Washington Büyükelçisi Sir A. Geddes, İngiltere hükûmetinin Ermeni kırımına delil olabilecek belgelerin araştırılmasına dair telgraflarına nihayet karşılık vermiştir. Geddes, 2 Haziran 1921 tarihinde gönderdiği dağıtımı yapılamaz kayıtlı şifre telgrafla şöyle cevap vermiştir: “Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda birçok soruşturma yaptım. Bana bugün bildirildiğine göre, Amerikalıların elinde Ermeni sürgünü ve kırımı ile ilgili birçok belge vardır; ancak belgeler, olaylara karışmış kişilerle ilgili olmaktan ziyade, suçların işlenişiyle ilgilidir… Bu belgelerin, Malta’da tutuklu Türklerin kovuşturulmasında delil olarak işe yarayabileceğinden kuşkuluyum.” [9]

Lord Curzon son bir gayretle, hiç olmazsa isimlerini belirlediği ve yargılanmasını istediği Türklerle ilgili bir delil bulabilmek maksadıyla, 6 Haziran’da Washington Büyükelçiliğine, gönderdiği talimatta, bu kişiler aleyhinde bir kanıt bulunursa sevineceğini söyleyerek, gerekli araştırmanın yapılmasını istemiştir.  Curzon’un nihai girişiminden sonra 13 Temmuz’da Büyükelçi Craigie’nin gönderdiği cevabi yazı İngiltere hükûmetinin tüm hesaplarını suya düşürmüş ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Büyükelçi cevabında özetle; “Lord Curzon’un bildirdiği isimlerle ilgili araştırma yapılacak ve en çok işe yarayacak yerin Amerikan Dışişleri Bakanlığı olduğu, burada bulunan dokumanlar içerisinde, savaş sırasında Ermenistan’da yapılan zulümlere dair raporların incelenmesinin yapıldığını, bu belgelerin içinde Malta’da tutuklu bulunan Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek kanıt bulunamadığını, bu konuda Amerikan hükûmetine yeni bir müracaat yapılsa da bir belge elde etme umudunun olmadığını ifade etmiştir” [10]

Amerika’dan gelen menfi cevaplar üzerine, Türkleri Ermeni kırımı ile yargılayacak bir delile ulaşılamayacağı gerçeği bir daha teyit edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine Kraliyet Başsavcılığı, 29 Temmuz 1921 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda: Öncelikle Lord Curzon’un isimlerini bildirdiği Türkler hakkında siyasi dava açılması teklifini reddetmiştir. Başsavcılık, daha önceki yazısındaki, Sevr Antlaşması onaylanmadan İngiliz esirlere kötü davranmakla suçlanan 8 kişi dışındakilerin yargılanamayacağı görüşünü tekrarlamadan, Malta’da bulunan Türk tutuklular hakkında ileri sürülen suçlamalara dair yeterli kanıtların olmadığını, mahkûmiyetlerini sağlayacak hukuki dayanakların bulunmadığını ve iddiaları destekleme imkanın da kalmadığına dair vurgu yaparak, elde bulunan belge ve bilgilerin hukuki açıdan bir delil niteliği taşımadığını, tutuklular hakkında yapılan isnatların inandırıcı delillerle desteklenmediği sürece bir hukuk mahkemesi tarafından cezalandırılmaları güvencesinin verilemeyeceğini anlatarak, dava açılmayacağına dair nihai sonucu bildirmiştir[11].

Malta’ya sürgün edilen Türkler, İngiliz hükûmetinin isteği ile yargılanmıştır. Bu yargılamayı başta Ermeniler olmak üzere Pontusçu Rumlar ve Damat Ferit Hükûmeti de desteklemiştir. Nihayetinde Sevr Antlaşması’na konulan hükümle istediği yetkiyi elde eden Kraliyet Başsavcılığının, İstanbul’dan gönderilen tüm bilgi ve belgeler ile İngiliz Propaganda Bürosunun hazırlattığı Mavi Kitap başta olmak üzere delil olarak sunulan diğer kitaplar üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda verdiği kararla; Malta tutuklusu Türkler, başta Ermeni kırımı olmak üzere haklarındaki tüm suçlamalardan aklanarak siyasi suçlu ve esir sayılmışlardır. İngiliz hükûmeti, Amerika’dan yeni delil elde etme çabalarının da sonuç vermemesi üzerine, bütün gönülsüzlüğüne rağmen, İngiliz yargısının suç yok, dava yok şeklinde verdiği takipsizlik kararına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Malta’ya sürülen Türkler hakkında başta Ermeni kırımı olmak üzere çeşitli suçları işledikleri iddiasıyla yaklaşık iki yılı aşkın bir süre devam eden yargılama safhası ve sonucunda verilen karar, Türklerin soykırım yaptıklarına dair iddiaları tamamıyla çürütmüştür.

YEDİNCİ BÖLÜMLE DEVAM EDECEK.

Kaynakça

[1] Şimşir, a.g.e., s.278.

[2] Justin McCarthy, Türkler ve Ermeniler, çev. Fatma Sarıkaya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,2019, ss.263-265.

[3] Gürkan, a.g.e., s.78.

[4] Lewy, a.g.e., s.202.

[5] Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1983, s.85; Gürkan, a.g.e., s.84; Şimşir, a.g.e., s.285.

[6] Gürkan, a.g.e., s.86.

[7] F.O 371/6502/E.5845: Dışişleri Bakanlığı’ndan Geddes’e şifreli tel, 27.05.1921, akt. Gürkan, a.g.e., s.87.

[8] Şimşir, a.g.e., s.289.

[9] Orel ve Yuca, a.g.e., s.85; Şimşir, a.g.e., s.286; Gürkan, a.g.e., s.87-88.

[10] Şimşir, a.g.e., s.287-288; Gürkan, a.g.e., s.88-89.

[11] Şimşir, a.g.e., s.289; Gürkan, a.g.e., s.89-90.