Hüseyin ALPASLAN'ın 17 Ocak 2024 tarihli yazısı: Rus Devrimi’nden Sonra Ermenilerin Faaliyetleri -1-

Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren olaylardan birisi; 1917 yılının şubat ayında gerçekleşen Bolşevik devrimi ile Rusya’da 300 yıldan uzun bir süre hakimiyetlerini sürdüren Romanovlar hanedanlığının yıkılmasıdır. Rus çarlığının varlığına son verilmesinin ardından kurulan Kerenski geçici hükûmeti tarafından Kafkasya’da bir komiserlik oluşturulmuştur. Kerenski Hükûmeti’nin İtilaf Devletleri ile Rusya’nın savaş öncesinde ve savaş başladıktan sonra yaptığı antlaşmalara bağlı olduğu taahhüdünde bulunmasına rağmen, Bolşevik ihtilali, İtilaf Devletleri’yle Rusya arasında yapılan antlaşmaları olumsuz şekilde etkilemiştir. Bolşevik ihtilali neticesinde oluşan fikir değişimleri orduda da etkisini göstermiştir. Zaten uzun süren savaşlarda yorulmuş ve yılmış olan askerler Bolşevik rüzgarının da tesiriyle savaşmaktan imtina ederek cephelerden kaçmaya başlamışlardır. 

Devrim sonrasında Rus ordusunda baş gösteren değişim ve firarlar üzerine telaşlanan İtilaf Devletleri, bu durumun Kafkasya’da zafiyet yaratacağını değerlendirerek, Kafkas Cephesi’nde Türk ordusunun ilerleyişini önlemek maksadıyla Ermenilerden istifade etmeyi kararlaştırdılar[1]. Bu minvalde 29 Mayıs 1917 tarihînde Ermeni gönüllü taburlarının lideri olan Andranik Ozanyan ile Tiflis’te bulunan ABD görevlisi Smith arasında müzakere yapıldı. Andranik’in, İngilizlerin İskenderun’a çıkartma yaparak Türkiye’de bulunan Ermenilerden askeri kuvvetler teşkil edilmesi ile güneyden doğuya doğru ilerleyen birlikler ve kuzeyden gelen birlikler arasına alınacak Türk ordusunun imha edilmesine dair planı İtilaf Devletleri tarafından kabul görmüştür. Ruslar, İngilizler ve Amerikalılar, Andranik’in silahlı birliklerine her türlü desteği sağlayarak, mali ve lojistik yardım yapmışlar, ayrıca Andranik’e general rütbesi vererek madalyalar takmışlardır[2]. Neticede Rus askerlerden doğan boşluğu Ermeni gönüllü birlikleri ile dolduran İtilaf Devletleri, Türk ordusunun Kafkasya’da ilerlemesinin önünü almak için bir hamle yapmıştır. 

Rusya’da 25 Ekim 1917’de Bolşeviklerin darbesiyle Kerenski geçici hükûmeti devrilmiş, Sovyet II. Kurultayı’nda barış ve toprak hakkında alınan hükûmet kararları onaylanmış ve Sovyet egemenliğinin ilk esasları ortaya çıkmıştır. Yeni Sovyet yönetimi, eski yönetimin antlaşmalarından ve sorumluluklarından bağımsız olarak, kendi topraklarında egemenliğini tesis eden bir barış yapmak maksadıyla, İtilaf Devletleri ile yaptığı görüşmelerden netice alamayınca, tek taraflı bir yol izlemiş ve bu defa Almanlarla barış görüşmelerine girişmiştir.  Aslında Bolşevikler iktidara geçer geçmez barışı sağlamak için Dışişleri Komiseri Troçki’nin girişimleriyle bütün cephelerde ateşkes istemişlerdir[3].  

Sovyet Rusya’nın 15 Aralık 1917 tarihinde Almanya ile yaptığı mütarekenin devamında 22 Aralık’ta Brest-Litovsk’ da barış görüşmelerine başlandı. Görüşmelere Almanya’nın müttefiki olan Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan’da katılmıştır. Ancak, Güney Kafkasya kurulan Transkafkasya Komiserliği Bolşevik Sovyet yönetimini tasdik etmemiş, sorunların konfederasyonu oluşturan mecliste çözülmesini arzulamıştır. Güney Kafkasya’da oluşturulan kurucu meclisin maksatlarından belki de en mühimi Osmanlı Devleti ile bir barış yapmaktı. Bu nedenle, 15 Aralık’ta Sovyet yönetimi ile İttifak Devletleri arasındaki ateşkes antlaşmasından üç gün sonra bu defa 18 Aralık 1917 tarihinde Ruslarla, Osmanlı Devleti arasında Erzincan’da bir ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Kafkasya’da bulunan Rus ve Türk askeri temsilcileri tarafından yapılan Erzincan Mütarekesi’ne rağmen, Ermeni askerlerin Müslümanlara yaptıkları mezalim durmamıştır[4]. Doğu cephesinde Türk-Rus savaşının sona ermesiyle Kafkas Cephesi’nden çekilen Rus askerlerinin silah ve cephanelerini Ermenilere bırakmaları, bölgede savaşın başlangıcından beri var olan Müslüman mülteci meselesinin de uzamasına sebep olmuştur[5]. 

18 Aralık’ta Lenin Hükûmeti ile yapılan ateşkesten sonra Doğu Anadolu’dan ayrılan Rus askerinden kalan boşluğu dolduran Ermeni çeteleri, bölgedeki Müslümanların kanını vahşice dökmüşlerdir.  Ermeni çetelerinin ve yağmacılarının aşırıya giden zalimlikleri üzerine; 1’nci Kafkas Kolordusu Kazım Karabekir komutasında ilerleyerek, 13 Şubat 1918’de Erzincan’ı,12 Mart 1918’de Erzurum’u, 5 Nisan 1918’de Sarıkamış’ı ve 25 Nisan 1918’de Kars’ı Ermenilerin işgalinden ve katliamlarından kurtarırken, 4’üncü Kolordu’da 7 Nisan’da Van’ı yeniden Türk hakimiyetine almıştır. Bunun üzerine Türk ve Ermeni tarafının temsilcileri Batum’da bir araya gelerek 4 Haziran 1918’de barış antlaşması imzalamışlardır [6]. 

Birinci Dünya Savaşı sırasında Güney Kafkasya’dan Rus ve Ermeni vahşetinden kaçan Müslümanlardan başka Rusların Doğu Anadolu’yu işgalleriyle beraber başlayan Rus ve Ermeni katliamlarından dolayı iç kısımlara kaçabilen Erzurumlu, Erzincanlı, Karslı ve Vanlı Müslümanlar, savaştan kaynaklanan iaşe ve iskân imkansızlıkları sebebiyle zor bir yaşam geçirmişlerdir. Mültecilerin birçoğu açlık, sefalet ve bulaşıcı hastalıklardan hayatını kaybetmiştir.  13 Şubat-25 Nisan 1918 tarihleri arasında bu vilayetlerin Türk ordusu tarafından kurtarılması üzerine mülteciler topraklarına geri dönmek istemişlerdir. Ancak, onları bekleyen kötü sürpriz vardı. Doğu Anadolu’dan Ruslar çekildikten sonra idareyi ele geçiren Ermeniler, Müslümanlara ait iskân alanlarını tahrip etmiş taş üstünde taş bırakmamışlardır. Katliamlarını ve tahriplerini, bölgenin hakimiyeti Türk ordusunun eline geçene kadar aralıksız sürdürmüşlerdir. Erzincan ve Erzurum’da Ruslar çekildikten sonra sivil halka yönelik saldırılar şiddetlenmiş, sokaklarda cesetlere rastlanır olmuştur. Kadın, erkek ve çocuk olmak üzere Erzincan’da 1300, Erzurum’da ise 2500’ün üzerinde Müslüman katledilmiştir. 1’nci Kafkas Kolordusu’nun ileri harekâtı sırasında geri çekilen Ermeniler, güzergahları üzerinde bulunan ve kaçmayı başaramayan sivil halkı tamamen öldürmüşlerdir[7]. Farklı kaynak ve raporlarda Erzincan ve Erzurum’daki ölü sayılarının çok daha fazla olduğunu tespit etmekleyiz [8].

Justin Mc Carthy, Ruslar çekildikten sonra Erzincan’da meydana gelen olayların, Ermenilerin işledikleri vahşetlere örnek teşkil ettiğini vurgularken, Ermeni Taşnak çetelerinin öncelikle şehrin ileri gelen erkeklerini, sonrada geride kalan Müslümanları tamamen infaz ettiklerini, birçok kişinin evlerde ve büyük meskenlerde yakılarak öldürüldüğünü, devlet kurumlarıyla beraber tahminen 1000 haneyi kullanılmaz hale getirdiklerini ifade etmiştir[9]. Osmanlı ordusu Erzincan’ı kurtardığında sokaklarda ve kuyularda 900’ün üzerinde ceset olduğu tespit edilmişti. Ermeni çetelerinin şehirden çıkardığı 600 kişinin durumunun ne olduğu ise belirsizliğini koruyordu. 3’ncü Ordu Komutanı Mehmet Vehip Paşa’nın Erzincan’la ilgili raporu korkunç vahameti gözler önüne sermektedir. Mehmet Vehip Paşa raporunda: Çardaklı Boğazı’ndan Erzincan’a kadar bütün köylerin harap hale getirilmiş olduğunu, oturacak bir kulübe bile kalmadığını gördüklerini, tarihte Ermenilerin Erzincan’da işledikleri katliamlar gibisine rastlanılmadığını, üç gün süresince ceset toplamaktan başka bir şey yapamadıklarını, cesetlerin arasında bebeklerin, 90 yaşında erkeklerin ve doğranmış kadınların olduğunu bildirmiştir[10]. 

İKİNCİ BÖLÜMLE DEVAM EDECEK

Kaynakça

[1] Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Hariciye Nezareti Siyasi Kısım Belgeleri (HR.SYS) D.2885, G.9.
[2] Vasif Gafarov, “1917 Rus Devrimi’nden Sonra Güney Kafkasya’da Politik ve Askeri Gelişmeler ve Ermeni Devleti’nin Kurulması” Yeni Türkiye, Ermeni Meselesi Özel Sayısı IV, ed. Hasan Celal Güzel, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Yayınları, C IV, S.63, Eylül-Aralık, 2014, s.3212.
[3] Fahir Armaoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik Yayınları, İstanbul, 2019, s.113.
[4] Bülent Bakar, Ermeni Tehciri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2013, s.232
[5] Ergül BALLI, “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Erzurumlu Mültecilerin İskân ve İaşesi” 100. Yılı Münasebetiyle I. Dünya Savaşı’nda Kafkas (Doğu) Cephesi Uluslararası Sempozyum, Erzurum, 25-27 Eylül 2014, Yay. haz. Merve Uğur, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2015, s.875. 
[6] Nejat Göyünç, “Türkler ve Ermeniler” Yeni Türkiye, Ermeni Meselesi Özel Sayısı, ed. Hasan Celal Güzel, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Yayınları, C I, S.60, Eylül-Aralık, 2014, s.28.
[7] BOA, DH. İUM, Dosya No: 20-18, Gömlek No: 12-15, 22 Mart 1334 (22 Mart 1918) tarihli tezkire.
[8] Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918, C II, Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2005, s.233-234, 237-238; Justin McCarthy, Türkler ve Ermeniler, çev. Fatma Sarıkaya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2019, s.203-204.
[9] McCarthy, a.g.e., s.203.
[10] McCarthy, a.g.e., s.203-204.