ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA SAĞLIK YAŞAM VİDEOLAR
10 PKK/YPG'li terörist etkisiz hale getirildi
10 PKK/YPG'li terörist etkisiz hale getirildi
Muğla'da beklenti yükseldi
Muğla'da beklenti yükseldi
Bozayı ve köpeklerin ekmek kavgası
Bozayı ve köpeklerin ekmek kavgası
Kahramanmaraşlı çiftçilerin 'akdarı' nöbeti
Kahramanmaraşlı çiftçilerin 'akdarı' nöbeti
Kuraklık, yer altı suyu seviyesini düşürdü
Kuraklık, yer altı suyu seviyesini düşürdü

Mustafa YILDIZ

SONUÇLAR ÜZERİNDEN OLAYLARI DEĞERLENDİRME
15 Temmuz 2021 Perşembe

Halk arasında şöyle bir deyim vardır. ‘’Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.’’ Bu sözün doğrusunu günümüzde fiilen yaşayarak hayata geçirmiş durumdayız. Zira, şehirleşmenin insanımıza dayattığı kimi olumsuz yaşam koşulları, insanımızın alışkanlık haline getirdiği, rutinleşmiş bazı sosyal faaliyetlerimizi de olumsuz yönde inkıtaaya uğratmaya başlayınca, paralel olarak bireysel ilişkilerde de soğumalar başladı. Süreç uzadıkça, aradaki mesafe açıldı ve kimi gelenek-görenekler terk edilmeye başlandı. Zamanla yıllar öncesi samimi olduğumuz biriyle tevafuken karşılaştığımızda, bizde de bir yabancı gibi davranma telaşı, bir tedirginlik yaşanmaya başlandığını, zaman geçince de konuşacak bir mevzuun da olmadığını fark ederiz.

 Gerek şahıslar bazında ve gerekse cemaatler ve düşünce insanları arasında devam etmesi gereken sosyal ilişkiler soğumaya terk edilince, samimiyetin düştüğü ve yavaş yavaş yabancılaşmanın başladığını görürüz. Başkası gibi davranma durumunun en aza indirilmesi, sıcak ilişkilerin de yeniden başlatılması, ancak karşılıklı iyi niyetlerle kurulacak diyalogların süreklilik kazanması ile mümkün olabilir. Ötekiler ile ünsiyet kurmak, ancak kurulacak samimi diyaloglar ile oluşacak sıcak ilişkiler sayesinde olacağından, yeni dostlukların kurulması, şayet varsa düşmanlıkların da azaltılmasına çözüm olması bakımından diyalogların açık tutulması son derece önem arz eder.

 Kişiler arasındaki dostluğun ve samimiyetin artması, iyi ilişkiler kurulması, yapılan/yapılacak diyaloglar aynı zamanda birbirini tanıma ortamı da oluşturacağından ilişkilerin daha sağlam temellere oturmasına, karşılıklı yanılmaların da daha aza  inmesini sağlamış olur. Diyalog kelimesine son zamanlarda halkın bir alerjisi olduğu ve olumsuz çağrışımlar uyandırması, bu kelimenin muhtevası istismar edilerek, kötü niyetleri örtme şeklinde anlamlar yüklendiği içindir. Ebu Cehil’e kızıp sakal salmama gibi. Yoksa, ‘’Her türlü düşüncenin iki veya daha fazla kişinin karşılıklı olarak özgürce konuşulması, konuşulabilmesi’’ olan diyalog, insanın vazgeçilmez bir davranış biçimidir. Zira insanda mevcut ‘’ünsiyet’’ hasleti diyalog yapmayı adeta zorunlu kılar. (Ünsiyet: Arapça ‘’Ans’’ kökünden gelen Ar uns, ‘’evcil ve yumuşak başlı olma; alışık, dostluk, yakınlık’’ anlamlarına gelir. Uns sözcüğünden türetilmiştir. Kendisi bir mastar olan uns, -iyyet eki eklenmesi Türkçeleşmiş halidir.) 

 Diyalog insani bir ihtiyaç olmasının yanı sıra, toplumsal barışa olan katkısı, karşılıklı manevi bir verimlileşme ortamı oluşturması gibi önemli siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne de zemin oluşturması bakımından hiç şüphesiz önemli bir argümandır. Şayet kurumsal bir diyalog yapılacaksa eğer, elbette uyulması gereken bazı şartlarının olduğunu da kabul etmek gerekir. Bu durum garipsenmemeli, üstelik gayet normal kabul edilmelidir. 

 Öncelikle diyalog, şartları eşit olanlar arasında yapılır. Yoksa, efendi ile köle arasında, aç ile kendisini açlığa mahkum edenler arasında, güçlü ile zayıfı güçsüz bırakanlar arasında, zalim ile zulüm gören/mazlumlar arasında adil bir diyalog zaten olmaz/olamaz da.

 Sağlıklı bir diyalog kurulması için; evvela diyalog yapan kimsenin muhatabına ’’belki ben de ondan bir şeyler öğrenebilirim’’ diye sempati ile nötr halde bakması gerekir. Ayrıca kişinin kendisinin kesin doğrularını da tartışma konusu yapmaya müsait olması, bilimsel doğrulardan ziyade, (çünkü, bilimsel doğrular zamana, şartlara göre değişebilir.) değişmez doğruları (Hikmeti) kabul etmeye hazır ve bu hususlarda kendisini de samimi olarak görmesi gerekir ki, işte o zaman verimli bir diyalog başlamış olsun.

 Yoksa, bizim hakikatimiz olmayan bir şeyi peşinen dışlayarak, şartlı diyaloglar yapmaya çalışmak sonuç alıcı olmaz. Mesela; Katoliklere göre sadece Hristiyan olmak yetmez, zira Katolik inancına sahip olmayan zaten cennete giremez. Onlara, ‘’Şeytan ve onun melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe girin.’’ denir. Matta İncili 25/41.Ayrıca, Baba, Oğul, Kutsal Ruh’tan oluşan teslis inancına karşılık, ‘’O birdir, doğmamış, doğrulmamıştır.’’ değişmez inancıyla yola çıkarsanız nasıl diyalog kurabilirsiniz? Ya da ahirette size sorulursa eğer; ‘’Nakşibendi tarikatının Halidiye kolundanım deyin! cennete girersiniz’’ gibi şartlanmış inanç sahibi kişilerle elbette diyalog yapılmaz. Zaten bu mecrada kural; diyalog değil, monolog (tek kişinin yaptığı konuşma) şeklindedir. Dolayısıyla diyalog yapılsa da sonuç alınmaz ki.

 Ya da ‘’sizin değerlerinizin taşıyıcılığını yapmak için diyalog yapmaya hazırız’’ gibi söylemlerle daha mindere çıkıp güreşmeden birinin galibiyetini peşinen kabullenmek, razı olmak da diyalog değildir. Veya, kelime oyunları ile görüşler arasında sentez yaparak biraz sizden, biraz da bizden ortak noktalarda buluşalım diyerek yeni bir şey ortaya koymak da diyalog değildir. Bu tehlikeli durum olsa olsa ‘’eklektizm’’ olur ki inancımızda bunun yeri de yoktur.

 Son yıllarda diyalog adıyla gerçekleştirilen belki de en sinsi olanı, halkın anlamayacağı şekilde dile getirilen sadece bilim erbabının anladığı şekliyle dile getirilen ‘’eklektizm’’ savunuculuğu yapmaktır. Eklektizm, ‘’farklı felsefi veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılması; Eklektizm kelimesinin kökü olan eklektik kelimesi ise tek başına anlam ifade eden unsurların birden fazlasını toplayarak meydana getirilen yeni sistem veya sistemler anlamına gelmektedir.’’ Dinde veya sair düşünce akımlarında eklektizmin negatif bir anlamı vardır. Türkçe’de ‘’eklemek-takmak’’ anlamına gelen bu kelime, Lidya dilinde ‘’Lidce: eklektikos’’ kelimelerinden türemiştir. 19; yüzyılda yaygın olarak kullanılan bu kelime bir üslup değil, bir davranış ve yaşam biçimi olarak değenlendirilmelidir.

 Eklektizm’in TDK’daki karşılığı ise ‘’seçmecilik’’ demektir. Yunanca ‘’eklektos’’ kelimesinden türetildiği varsayılan eklektizm; ‘’felsefeden sanat ve psikolojiye çeşitli dallarda kendine yer bulmuş farklı ögelerin bir araya getirilmesi ve yeni bir tasarım oluşturması”nı ifade eder.’

 Bir başka tanıma göre eklektizm; ‘’yaşam felsefesi bakımından çeşitli sistemlerden düşünceleri, görüşleri, inançları inceleyerek hiç birine takılıp kalmadan iyi, doğru ve güzel olandan katkıya açık olup, taassuba kapılmadan ilerleyebilmenin yöntemi, bir derleme ve sentezdir.’’ diyenler de vardır. Ayrıca ‘’eklektizm’’i bir yaşam biçimi ve davranışlar şeklinde görüp, yeni bilgiye açık, değişim ve dönüşüme müsait, bir yerlere takılmadan kendini yenileme, iyi, güzel ve doğru ne varsa alma ve felsefede ‘’eklektik’’ bir konum şeklinde de anlaşılmıştır. Yani; her görüşe saygı duyup hepsini bir potada eritebilmenin sistematiği, yenilikleri bünyesine katarak yetersizlikten kurtulma bakış açısıdır.

 Yapılan tarif ve tanımlamalara dikkat edilirse şayet, bu diyalog çeşidi iyi niyetli görünse de uzun vadede kendi değerlerinden feragat edip yeni değerler ortaya koymayı ve yozlaşmayı hedeflerken, aşkın değerlerin de aşınmasını, bölünmeyi ve nifakı da artırmaya zemin hazırladığı görülür. İşte bu görevi üstlenenlerin, diyalog adıyla Türkiye’de yapmak istedikleri de galiba tam da buydu. Ne derece başarılı olundu, bunu da hiç kuşkusuz zaman gösterecek. Zira, biz sonuçları gördükten sonra yorum yapmaya başlarız da ondan.

 Her şeyin yapımı temelden başlarken, yıkımı ise tepeden başlar. Çünkü, derin dünya sahipleri (Masonlar ve türevleri olan Roteryenler, Lionslar, Farmasonlar vs.gibi) yeryüzünde dinsiz bir insanlık tasavvur etmektedirler. Bunun temelleri de 18.yüzyılda aydınlanmanın öncüleri olarak ileri çıkan, Rene Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz olarak kabul edilir. Ayrıca, Almanya’da Johan Gottfried Herder, Immanuel Kant, Cristian Wolff; Fransa’da Denis Diderot, Claude Adrien Helvetius, Baron d’Holbach, Montesguieu, Jan-Jacgues Rousseau, Voltaire; Büyük Britanya’da David Hume, John Locke ve Thomas Paine Avrupa Aydınlanma Çağı’nın öncüleri olarak sayılırlar. 

 Kısaca savunulan; ’’Tanrı’ya ihtiyaç kalmadı. Çünkü, iyiyi-güzeli, doğruyu-yanlışı aklımızla bulabiliyoruz.’’  ve ‘’Tanrı tabiat olaylarına karışabilir ama bizim her işimize karışmasın’’ şeklinde özetlenen ve aklı önceleyen felsefesiyle halka servis edilen bu görüş, bir hayli de taraftarla bulmuş durumda. İşte diyalog adı altında yapılmak istenen de uzun vadede budur. Bu amaca bilmeyerek hizmet etmek, değirmenlerine su taşımak bedbahtlığı inanan ferasetli insanlara nasip olmamalıdır diyorum.

 Bu tehlike kapımıza kadar dayanmış durumda. Çözüm için alınan ne gibi tedbirlerimiz var? Kaç tane çözüme dair araştırma tezimiz var? Doğrusu bilmiyoruz.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
YAŞANABİLİR BİR GELECEK
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
BEKLENTİLER
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
SÖĞÜT ŞENLİKLERİ
Murat BALCI
Murat BALCI
“SULTAN FATİH’İN ATEŞ TOPU: TİHA”
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
“HAKİKAT“ VE “İTİKAT” İLİŞKİLERİ ÜZERİNE
Nimet KÜLTEKİN
Nimet KÜLTEKİN
BAĞIŞIKLIĞIMIZI ARTIRABİLMEK İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
SANAYİYE KÖPRÜ GÜNÜ MOLASI
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
HİÇBİR ŞEY RASTLANTI DEĞİL
Hatice KARATAŞ
Hatice KARATAŞ
HAYATIMIZ İNTERNET
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
ELEKTİRKLİ ARAÇLARA İLGİ VAR AMA...
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
İNSAN DİN İLİŞKİSİ XIII (İBADETLERİ KOLAY VE ANLAŞILIR KILMA)
Hüseyin ALPASLAN
Hüseyin ALPASLAN
TAHKİK HEYETLERİ VE DİVÂN-I HARB-İ ÖRFİLERİN KURULMASI
Büşra ÇİNKAYA
Büşra ÇİNKAYA
OKUL ALIŞVERİŞİ YAPARKEN BUNLARA DİKKAT!
Esra SARI
Esra SARI
ÜRETMELİYİZ
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
DÜŞÜNEN, KONUŞAN, DİNLEYEN ve GELECEĞE YÜRÜYEN TÜRKİYE!
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
DAHA MUTLU HİSSETMENİZ İÇİN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
YOKSA TÜRK BAHARI MI?
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
ORMAN DEYİP GEÇMEYİN!
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
KADINLAR VE ‘ANKA’RA!
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
FERGANA VADİSİ’NDEN TÜRK BİRLİĞİNE
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
ÜLKENİN KALKINMASINDA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
BİSİKLET KÜLTÜRÜ
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
ÇALIŞAN EMEKLİNİN MAAŞINDA KESİNTİ OLUR MU?
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Sağlık Yasam
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva