ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Kelaynaklarda yüksek yavru beklentisi
Kelaynaklarda yüksek yavru beklentisi
Raftinge 'sosyal mesafe' ayarı
Raftinge 'sosyal mesafe' ayarı
Diyabetten bisiklet sürerek kurtuldu
Diyabetten bisiklet sürerek kurtuldu
Sıhhiye Vagonu ziyaretçilerini bekliyor
Sıhhiye Vagonu ziyaretçilerini bekliyor
Kovid-19 hastalarının hemşire robotu 'Atacan' göreve başladı
Kovid-19 hastalarının hemşire robotu 'Atacan' göreve başladı

R.Bülend KIRMACI

İNSANİ GELİŞMİŞLİK VE TÜRKİYE
3 Haziran 2020 Çarşamba

İnsanlık kaldı mı ki, insani gelişmişlikten söz ediyorsun diyebilirsiniz. Olsun varsın, olduğu kadar, yönetimlerin aldığı kadar, dinlendiği kadar, okunduğu kadar diyorum ben de! Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 1990’dan bu yana her yıl çeşitli kriterler temelinde analitik bir çalışma ekseninde ülkeleri insani gelişmişlik açısından değerlendiriyor. 2019 yılı verilerine göre 189 ülke arasında Türkiye 59. sırada. Bazı zenginlerimiz arasında rağbet gören Malta 28. sırada, basında sıkça yer bulan Katar ise 41. sırada. Bu anlamda en gelişmiş ülkeler; Norveç, İsviçre, İrlanda, Almanya, Avusturalya, İzlanda, İsveç, Singapur, Hollanda, Danimarka ve Finlandiya diye gidiyor… Son sıralarda Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Nijer var. UNDP son raporuna “idealist” bir başlık atmış: “Gelirin Ötesinde, Ortalamanın Ötesine, Günümüzün İlerisine” mealinden… İnsani gelişmişlik farkı açısından ayraç, anahtar sözcük “eşitsizlik”. Bunun nedenini sadece gelire bağlamak yetersiz kalıyor; para ve güç paylaşımının yanı sıra insanlığın iklim ve teknolojik gelişmeden kaynaklanan sorunları da var. Kaldı ki, anılan rapor içinde bulunduğumuz küresel salgının ilk evrelerinde olgunlaşmış ve artık dünyamız kadim ve bu yeni “sorunu” ekseninde, enlemiyle boylamıyla cayır cayır yanıyor. En son “Yeni Roma” diye tabir edebileceğimiz ABD’nde siyahi bir yurttaşın polis tarafından sokak ortasında boğularak öldürülmesiyle tutuşan bir ateş, ikinci dünya savaşından bugünlere dünya hasılasının yarısını meydana getiren ancak bu oran itibariyle yüzde on beşlere gerileyen bu ülkeyi, sarmış bulunuyor. Trump, tapınak şövalyeleri benzeri dünya elitleriyle Çin’i suçlama üzerinden savaşıyor. Silah endüstrisine dayalı ekonomisi son salgında şu ana kadar 5 trilyon dolar kayba uğrayan, 500 bin kişinin işinden olduğu ve işsizliğin yüzde yirmi beşlere tırmanarak 1929 buhranını hatırlattığı ABD ile sınırlı değil küresel sorunlar... İnsani gelişmişlik ile ilgili sorunların üzerine eklenen bu gibi sorunlar, ülkemizde de 300 bin kişiyi işinden etti, turizm sektörü gibi hizmetler alanında işletmelerin % 55’i kapandı. Sorunlar küresel, çözüm ulusal. Çözüm; ulusal gelişmeye, küresel dayanışmaya bağlı; gerçekten yeni ve hakça bir düzeni kurmak gerek… İçinde bulunduğumuz 2020 yılında -şu ana kadar yapılan tahminlere göre- Avrupa % 7,5 küçülecek. 40 yıl sonra tükenecek petrolün paylaşımı için etnik ve dini aidiyetler kışkırtılarak savaşlar yapılsa ve buna karşılık petrol ile gaz fiyatları düşüyor olsa da dünyayı, süregelen bu sistem, bu kara düzen, asla kurtaramayacak. Çünkü bu soygun, savaş ve sömürü düzeni içinde insanlığın yeri yoktur. Önce bu tespitlerde bulunalım sonra yazımıza devam edelim.

Dünya’ya hakça davranamadık

Son küresel salgın konu olunca yazarken ve konuşurken şunu sormuştum: “Dünya bize insaflı davranmadı diye düşünebiliriz. Ancak, acaba biz (insanlar) Dünyaya yeterince adil davrandık mı?” Sorumun yanıtını duyar gibiyim “hayır”!.. Bugün 7 milyar 773 milyon insanın 841 milyon 773 bini resmen aç. Bir günde açlıktan ortalama 22 bin insan hayatını kaybetmekte. 802 milyon 485 bin kişi içme suyundan yoksun. Dünya’da her yıl 1 milyon 200 bin hektar orman alanı yok oluyor; 2 milyon 700 bin hektar alan da çölleşiyor. Gelişmekte olan ülkeler ağır borçluluk altında. O.Doğu ve Afrika’da etnik, dinsel çatışmalar silah pazarlarını tahrik ediyor. Öyle şirketler var ki, devletlerden zengin, öyle yönetenler var ki, halklarından çok zengin. Bu kavanoz dipli dünyada her yıl ortalama 91 milyar dolar uyuşturucu trafiğine konu oluyor. Üretim, bölüşüm, gelir dağılımı, ücretler, cinsiyet ayrımcılığı, sendikasızlaştırma ve göçmenlik ciddi boyutlardaki sorunlar. Türkiye’miz de bu sorunlardan nasibini almış durumda. Bugün 20 milyon insanımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor, 25 milyon icra dosyası var. O arada resmi kayıtlara göre 4 milyon 308 bin işsizimiz var ancak iş arayıp bulamayanlarla bu sayı sekiz milyonu aşmakta. İşte bu ortamda insani gelişme endeksinden söz edeceğiz. Evet, ısrarla ve inatla daha yaşanılabilir bir dünyayı hep beraber arayacağız.

Eğitimden sağlığa teknolojiden iklime

Günümüzde çok yüksek insani gelişmeye sahip ülkelerde 20 yaşındaki gençlerin yarısından fazlası yükseköğrenim görmüyor. Yaklaşık 262 milyon çocuk ilk ve ortaokula gitmiyor. Düşük insani gelişmeye sahip ülkelerde doğan çocukların yaklaşık yüzde 17’si ise 20 yaşından önce ölüyor; 5,4 milyon çocuktur söz konusu olan… Öte yandan, işgücü piyasası da eşitsizliklere konu bir alan: Daha bu piyasaya girmeden başlıyor “eşitsizlik”… Çünkü herkese eşitlikçi bir anlayışla eğitim ve fiziksel gelişme olanağı sağlanmış değil. Herkesin ailesi evlatlarına belli bir standartta olanaklar sağlayamıyor… Bu anlamda adeta bir “doğum piyangosu” söz konusu ve hayat yarışı eşit koşullarda başlayıp, bitmiyor. İş piyasasının koşulları içinde bu durum gelir eşitsizliklerine yol açıyor. Yoksulluğun genişleyen yarı çapını bir düzeyde tutmak ve hoşnutsuzlukları kontrol etmek için devletler sosyal yardım programlarına dayalı sübvansiyon mekanizmalarını devreye sokuyor. Meslek veren eğitimden geçip açıkça tanımlanmış işlerde çalışanların oranı orta direği güçlendirecek vasatta değil; çalışırken ve emeklilikte sağlanan olanaklar insanca değil. Yani sadaka anlayışı, sosyal devlet anlayışının önüne geçmiş bulunuyor. Dünya genelindeki eşitsizlikler sadece eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanıyla sınırlı değil, bunların yanı sıra iklim alanından teknolojinin kullanımına, toplumda yansıyan ve sınıflara sırnaşan eşitsizlikler de var… Teknolojiye erişim konusunda gelişmekte olan ülkelerde her 100 kişiden 67’si cep telefonu sahibiyken bu oran gelişmiş ülkelerde iki katı. Geniş-bant erişimi konusunda düşük insani gelişme koşullarına sahip ülkelerde her 100 kişi başına 1 adet abonelik düşerken, aynı veri gelişmiş ülkelerde 28 kişi olarak beliriyor. En geride kalanlar arasında hala aşırı gelir yoksulluğu içinde yaşayan 600 milyon kişi bulunuyor ve bu anlamda “yoksulluk çok boyutlu değerlendirildiğinde”, dünya çapında en az 1,3 milyar insanı kapsadığı görülüyor.  

Zengine 180 fakire 40

Eşitsizliğin politika alanında beliren ve oradan “beslenen” bir asimetrisi de var; en haklının en güçlü değil, en güçlünün en haklı olduğu hukuksal düzenlerden şikayet had safhada. Gruplar arasında yatay, bireyler arasında dikey eşitsizlikler var; şöyle ki; eğitimden sağlığa, ekonomiden teknoloji kullanımına… Dünya’da kurulu bulunan iktisadi düzenler, gayrı insani. Bu gelişmekte olan için de gelişmiş sayılan için de böyle.. O kadar öyle ki; 1980 ile 2017 yılları arasında vergi sonrası gelirler, en yoksul % 80’lik nüfus için % 40 artarken; en zengin binde 1 için % 180 artmış bulunuyor. En alttaki yüzde 40’lık nüfus kesitinin tümü büyümeden % 13 pay alırken zaten aynı oranda payı en tepedeki yüzde 1’lik kesim almış durumda… Görüldüğü gibi ekonomik eşitsizlik ile siyasi (temsil/etkinlik/ katılım) eşitsizlik alanları arasında bir bağ söz konusu. Bu döngüyü kırmak, bu örüntüyü yenilemek ve yeni bir dünya kurmaksa, tüm insanlığın sorunu… Bu anlamda eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanlarında kamucu politikalar kadar, mali alanda da yapılması gerekenler var. Çünkü gelir dağılımı ve servet paylaşımı adaletsizliği temel bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Daha yüksek ve daha çok artan oranlı (kademeli) gelir vergileri, düşük gelir düzeylerine tanınan indirimler, her çocuk için ödenen kayıtlı destekler gibi düzenlemelere gereksinme bulunmaktadır… Rapor da bunu kapsamakta ve kapsama alanına herkes için yeterli insanca bir asgari ücreti de almaktadır. Tüketimden olduğu kadar varlık üzerinden de vergi alınması tartışılmaktadır. O arada gerçek bir değişim için teşvikler kullanılmasına, küçük işletmelerin ve ev tipi üretimin desteklenmesine, orman ve deniz-su alanlarının en yüksek özenle halka daha iyi bir yaşam sağlanması için düzenlenmesine çağrı yapılabilir. Bu noktada, benim 3. Yol diye tanımlamaya çalıştığım, devlet, özel sektörün yanı sıra kooperatifiyle, sendikasıyla, üretici birlikleriyle ve emeğiyle halk sektörünün de “gelişme amaçlı/insan odaklı” uyumu, eşitsizliklerin en aza indirilmesine ve gelişmenin sürekliliğine çok değerli katkılar sağlayabilir.

Türkiye’miz için çok çaba göstermek gerek

Yukarıda verdiğim rakamları yinelemek istemiyorum. Yaşadığımız hayattan edindiğimiz izlenimlerden de bellidir: Türkiye’miz de eşitsizlikleri en aza indirgemek, kapsayıcı bir gelişmeyi sağlamak, sürdürülebilir kalkınmayı belli bir takvime bağlamak ve geniş bir katılım ile iktisadi, sosyal, kültürel hatta siyasal yaşamını bir çok veçhesi itibariyle yenilemek zorundadır. Eşitsizliklerle mücadele aynı zamanda insani gelişmişlik endeksinde de üst sıralara yerleşme hedefiyle örtüşen bir edim ve tutum olacaktır. Bu bağlamda, kalkınmayı kırsal alandan başlatmak, gelişmeyi toplumun geneline mal etmek, üretim tesislerini yurt genelinde dengeli bir şekilde yükseltmek zorundayız. Açılacak her bir fabrikanın, kurulacak her bir atölye, tersane ve tesisin bize daha iyi bir yaşam sağlayacağı bilinciyle ve kamunun öncülüğü içinde planlı bir anlayışla yatırımlarımızı hayata aktarmak durumundayız. Evet içinde bulunulan güç koşullara karşın, “inadına yatırım, illa ki üretim” diyerek geleceğe yürümek zorundayız. Eşitsizlik ve yoksullukla mücadele ederken, denk bütçeler ve yatırımcı öncelikler anlayışıyla ihtiyacımız olan alanlarda üretim tesisleri kurmak kadar, bir başka ödevimiz, mali politika araçlarından yararlanarak, adil bir vergi sistemi ve hakça bir ücret düzeni oluşturmaktır. Bu anlamda gerçekleştirilecek reformların aynı zamanda toplumsal barışa da katkı yapacağını asla unutmamalıyız. Şu son salgınla yangın yerine dönen dünyamızda, evimize alevlerin bulaşmaması için, sağlık, eğitim alanlarını mutlaka kamucu bir anlayışla yapılandırmak mecburiyetindeyiz. İşleyen bir sosyal güvenlik sisteminin eşliğinde emeklilerimize de insanca bir yaşamı sağlamalıyız. Kağıda dökmeye çalıştığım tablo “mutlu insanların ülkesi” tablosudur. Mutlu olabilmek; üretmekten ve sevmekten geçer… Türk insanı zaten bayrağına, toprağına, doğasına, kardeşlerine aşıktır. Paylaştığı değer yargıları insancıldır. Sevgi doludur. O nedenle insanımıza üreterek de mutlu olacağı bir yaşamı sunmak zorundayız. İstihdamı dert edinerek, işsizliği en aza indirgeyerek, aile kavramını destekleyerek, çocuklara ve gençlere tüm süreçlerde ücretsiz eğitim olanakları sağlayarak, bireyin doğumundan hayatı terk etmesine kadar tüm yaşamında ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti alacağının güvencesini sunarak; gerçekte toplumu da güçlendirmiş olacağız. Güçlü bir toplum da; ordusuyla, sanayisiyle, tarımıyla, üniversitesi ve tüm olanaklarıyla güçlü bir devlet anlamına gelecektir… Toplum güçlendikçe devlet de daha çok güçlenecek, devlet güçlendikçe de tüm toplumsal sorunlar halkla birlikte ve hakkaniyet temelinde çözülebilecektir.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Esra SARI
Esra SARI
YALNIZLIK ÜZERİNE
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
ESNAFIN DURUMU
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
GÖBEKLİTEPE VE NİCELERİ
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
İNEK ŞABAN
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
DIŞ BORCA DİKKAT
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
BİR VAROLUŞ SORUNU OLARAK “HOŞGÖRÜ”
Büşra ÇİNKAYA
Büşra ÇİNKAYA
TURİZM SEKTÖRÜNÜN EN ZOR YILI
Hüseyin ALPASLAN
Hüseyin ALPASLAN
CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA MİLLİ EKONOMİ ÇABALARI
Hatice KARATAŞ
Hatice KARATAŞ
ONLİNE HAYAT
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
TOPARLANMANIN V HALİ
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
CUMHURİYET, DEMOKRASİ VE SİYASİ PARTİLER-1
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
EMPERYALİZMİN TÜRK KORKUSU
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
PYGMALİON ETKİSİ
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
KORONA SÜRECİNDE YAPILAN MERKEZİ SINAVLARININ ÇOCUK VE GENÇLERİMİZE YAŞATTIKLARI
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
ÇAR PUTİN, LİBYA'YI SURİYELİLEŞTİRİRKEN
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
TARIMDA HOBİ MESELESİ
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
MUTLULUK İLE İLGİLİ
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
HİKMET ARAYIŞI
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
ÇALIŞAN EMEKLİNİN MAAŞINDA KESİNTİ OLUR MU?
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva