ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Yargı Reformu TBMM'den geçti
Yargı Reformu TBMM'den geçti
Sosyal medyadan terör propagandası yapan şahsa tutuklama
Sosyal medyadan terör propagandası yapan şahsa tutuklama
Milli Tren Seti Uşak'ta test edildi
Milli Tren Seti Uşak'ta test edildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan 22 Ekim'de Rusya'ya gidecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan 22 Ekim'de Rusya'ya gidecek
MHP'li Semih Yalçın'ın oğlu Ankara Kalesi'nden düşerek hayatını kaybetti
MHP'li Semih Yalçın'ın oğlu Ankara Kalesi'nden düşerek hayatını kaybetti

İsmail CİNGÖZ

30. YILINDA BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN 89 GÖÇÜ
21 Ağustos 2019 Çarşamba

Bu yıl 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük zorunlu göçün 30. yıl dönümüdür. Yüzyıllardır Bulgaristan’da yaşayan ve Bulgaristan‘ı yurt edinen Türklerin benliklerinin yok edilmeye çalışılması karşısında 1989-1990 yıllarında yüzbinleri aşan yoğunlukta anavatan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştı. Bu göç aslında ilk değildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ile başlayan kitlesel büyük göçlerin sonuncusuydu.

Osmanlı Devleti’nin 1683 Viyana bozgunundan sonra başlayan toprak kayıplarıyla birlikte ortaya çıkan tersine göç olayı daha çok Balkanlar coğrafyasına doğru olurken, Türk Tarihinde “93 Harbi” olarak yer alan savaşta Osmanlı Devleti’nin Rusya karşısında yenilmesiyle ilk defa yoğun bir şekilde Anadolu istikametine doğru gerçekleşmiştir. Bu göçleri Balkan Savaşları ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından yaşanan göçler ile Türkiye-Bulgaristan arasında yapılan anlaşmalar dahilinde 1950-1951, 1968-1978 ve 1989 göçleri takip etmiştir.

93 Harbi’nin ardından Sırbistan, Romanya ve Karadağ Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsızlığını, Bulgaristan da özerklik ilan etmiştir. Bulgar Prensliği ilk olarak Müslüman ve Türk ahaliye baskı uygulayarak halkı göç ettirmek istemiştir. Zira 1361’de I.Murat ile başlayan fetih harekatlarının 1395’de Yıldırım Bayezid ile tamamlanmasından itibaren Türk idaresinde kalan Bulgaristan coğrafyası %80’lere varan oranlarda Türk nüfusuna sahipti. Baskı ve zulümlere dayanamayan 1.500.000 Türk, göç etmek zorunda kalmıştır. Bulgar çetelerinin katliamları, açlık, soğuk veya salgın hastalıklar nedeniyle bu insanların 450.000’i feci şekilde hayatlarını kaybetmişlerdir[1]. Bu savaşın ardından yaşanan göçlerin bir sonucu olarak Türk-Müslüman nüfus Bulgaristan’da ilk defa azınlık durumuna düşmüştür.

5 Ekim 1908 tarihinde bağımsız krallığını ilan eden Özerk Bulgaristan Prensliği’ni 19 Nisan 1909’da tanıyan Osmanlı Devleti, Türk-Müslüman halkın eşit haklara sahip, din ve mezhep özgürlüğünü teminat altına alan protokolü imzalanmış olmasına rağmen, Temmuz 1913’e kadar yaklaşık 200 bin Müslüman Pomak Türkü’nün isimleri zorla Slav-Bulgar isimleriyle değiştirilmiş ve zorla Hıristiyanlığı kabule zorlanmıştır[2]. 1912-1913 Balkan savaşları sırasında Bulgar orduları ve Bulgar komitacıları Trakya, Rodop ve Makedonya’da korkunç katliamlar yaptılar. Yaşanan vahşet karşısında Bulgaristan Türklerinden 200.000 kişi daha Anadolu’ya göç etmiştir[3].

Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında aynı safta yer alan Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında iyi ilişkiler yaşanmıştır. Millî Mücadele’nin ardından imzalanan Lozan Antlaşması ve iki ülke arasında imzalanan ikili anlaşmalar kapsamında 1923-1949 döneminde Bulgaristan’dan 200.000’den fazla Türk, Türkiye’ye göç etmiştir[4]. Zira bu yıllarda da Türk azınlık eğitimine ve Türk halkına karşı baskı-şiddet uygulanmıştır.

Bunca göçe rağmen Bulgaristan hükümeti Türk nüfusunun sürekli artış göstermesinden rahatsızlık duymuştur. Çünkü azınlık Türklerin %10 oranı için uzun vadede sorun teşkil edeceği düşünülmüş ve asimilasyonun uzun süreceğinin göstergesi kabul edilmiştir. Türkiye’ye nota veren Bulgaristan Türkiye’den sınır kapılarını açmasını talep etmiştir. İkili anlaşma ile 1950-1951 arasında 154.393 kişi Türkiye göç ettirilmiştir[5]. Fakat bu göç esnasında Bulgaristan Hükümeti tarafından aileler bölünerek gönderilmiş ve asimile olacağı düşünülen bir kısım aile üyelerinin Bulgaristan’da zorunlu olarak kalmaları sağlanmıştır. İlerleyen yıllarda “Bölünmüş Aile Sorunu” ortaya çıkmıştır. Nihayet asimilasyona karşı direnç gösteren bu kesim için Türkiye-Bulgaristan arasında 1968 Yakın Akraba Göçü Antlaşması imzalandı ve 1978’e kadar 130 bin kişi daha Türkiye’ye göç ettirildi.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyet Rusya’nın işgaline uğrayan Bulgaristan’da yönetime gelen Komünist Parti ilk yıllarda; göç ettirilerek azınlık nüfusun azaltılmasını, kalanların da komünist sistem içerisinde asimile edileceklerini düşünmüşlerdi. Buradan hareketle başta Türk-Müslüman kesim olmak üzere azınlıkların eğitim seviyelerinin yükseltilmesi, eğitim sistemi ile asimilasyonu hızlandırmak için hızla azınlık okullarını çoğaltsalar da sonuç istenildiği gibi olmamıştır. Bu defa 17 Temmuz 1970’te Pirin Makedonyası ve Rodop bölgesinde isim ve din değiştirme işlemi başlatan Bulgar Hükümeti, 1970-1974 arasında önce Pomaklara, ardından Türkçe konuşan Çingene, Tatar ve Arnavutlara[6] askeri birlikler ile düşman devletine saldırır gibi saldırarak katliamlar yaptılar.

Türk-Müslüman azınlık içerisinde komünizm istenilen seviyede benimsenmediği gibi nüfusları da Bulgar nüfusuna oranla daha fazla artış eğiliminde olması karşısında Bulgaristan yönetimi önce azınlık/Türk okullarını kapatmaya, ardından Türkçe eğitimi yasaklamaya gitmiştir. Daha da ileri giden Devlet Başkanı Todor Jivkof göç ettirmek yerine kesin asimilasyon stratejisini benimsemişti. 1984 sonbaharından itibaren Bulgaristan Türkleri’nin isimleri zorla Bulgar isimleri ile değiştirilmeye başlanmış ve en kanlı döneminin başlangıcı olmuştur. Birçok cami kapatılmış, bir kısmı ambarlara dönüştürülmüş, kalan camilere de ihtiyarların dışındakilerin gitmesi yasaklanmıştı. Türkçe konuşmak, hacca gitmek, erkek çocuklarının sünnet edilmesi, İslami usullerle cenazelerin kaldırılması, geleneklere göre mezar yaptırmak yasaklanmıştı. Çocuklarını sünnet ettiren anne-babalara 5 yıla kadar hapis cezası veriliyor, yüzyıllardır İslami geleneklere göre yaptırılmış Türklerin mezar taşları kırılıyordu.

Bulgar mezalimi 28 Ocak 1985’te Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin “Yeniden Canlanma” fikri ile başlattığı politika ise zulmün zirvesi olmuştur. Planlanan asimilasyon politikası önce Güneydoğu Rodoplar bölgesinde 310 bin Türk ve Pomak Türkleri’nin kimlikleri zorla Bulgar isimleri ile değiştirildi[7]. Asimilasyon ve zulme direnen Türkler ve Pomak Türkleri’nden Mart 1985’e kadar 800-2500 kişinin katledildiği[8] kaynaklarda geçmektedir. Katliamdan kurtulan binlercesi de Belene kampında Nazi usulü işkencelere maruz kaldı.

Türklerin doğum oran hızının Bulgarlardan fazla olması, uzun vadede Bulgaristan’da çoğunluk haline gelmeleri korkusu ile birlikte Bulgaristan’da yaşayan Türklerden daha az olan Kıbrıs Türkü’nün korunması için Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı düzenlemesi Jivkof’u endişelendirmiştir. Türkiye’nin olası müdahale tehlikesinden kurtulmak için 2 Haziran 1989’da “Pasaportlarınızı vereceğiz, Türkiye kapılarını açsın kalmak istemeyen çekip gitsin” açıklamasının ardından daha önceki göçlerde de yaşandığı gibi Bulgar yönetiminin tespit ettiği ailelerin mal varlıklarına el konularak, aileler parçalanarak ve zorbalıkla göçe zorlandılar. Mayıs 1989’da başlayan Temmuz 1990’a kadar gelen Türklerin sayısı 350.000’i bulmuştur. İlk yıl içerisinde gelenlerin yaklaşık 130.000’u kendi istekleriyle geri dönmüştür.

4 Mart 1954 tarihinde Devlet Bakanı olan ve Bulgaristan Türkleri’ne her türlü zulmü yaşatan Todor Jivkof 10 Kasım 1989’da devrildi ve 18 Ocak 1990’da tutuklandı. Jivkof hakkında “etnik gruplar arasında düşmanlık yaratma, görevini kötüye kullanma, devlet kaynaklarını zimmetine geçirme ve yağmalama” gibi birçok suçtan dava açıldı. Bazı suçlamalardan beraat etse de nihayetinde ev hapsine mahkûm edildi.

Bulgaristan Devlet politikası asılsız ve tarihi gerçeklere aykırı olarak azınlık statüsündeki Türk-Müslüman nüfusunun Osmanlı döneminde zorla Müslümanlaştırılan Bulgarlar olduğu fikrini savunmuştur. Fakat Bulgaristan’la birlikte Balkan coğrafyası siyasi olarak incelendiğinde neredeyse tarihin her döneminde göç alan/göç veren bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Jeopolitik konumu nedeniyle birçok kavmin işgaline uğrayan Balkanlar, doğal olarak savaşlara ve güç mücadelelerine sahne olmuştur. Bu savaşlar ve mücadelelerin bir sonucu olarak göç olayları yaşanmıştır. Tabi ki göçlerin neredeyse son 3 bin yılında Türk kavimleri vardır. Milattan Önce II. yüzyılda Türklerin Batı Kolu olan İskitlerin Karadeniz’in kuzeyinden başlattıkları göçler Milattan Sonra da devam etmiştir. Attila Hun İmparatorluğu’nun Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa içlerine kadar genişleyerek devam eden Türk göçleri; Avar, Peçenek, Kuman/Kıpçak ve Oğuz boyları tarafından XI. yüzyıla kadar sürekli olarak devam etmiştir. Karadeniz’in kuzeyinden gelen Türkler yüzyıllar içerisinde yoğun Slav göçlerinin etkisiyle Hristiyanlaşarak benliklerini kaybetmişler ve Slavlaşmışlardır.

Osmanlı öncesinden gelenler olsa da Balkanlar ve tabi ki Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslüman nüfusun neredeyse tamamına yakını Osmanlı Devleti’nin bu bölgeleri fethetmesinin ardından planlı iskân politikası dahilinde getirilmesiyle olmuştur. Padişah Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa’nın 1352’de Gelibolu’ya geçmesiyle başlayan fetih harekâtı ve Türk nüfusun iskanı Viyana Kuşatmasına kadar devam etmiştir.

Fetihler devam ederken Karadeniz’in kuzeyinden gelerek bölgeye yerleşen bazı Türk kavmi kökenlilerin Osmanlı askerlerine yardımcı oldukları görülmüştür[9]. Özellikle Kuman/Kıpçak Türkleri dikkat çekmektedir ve bunlara Slav dilindeki “yardımcı” manasında “pomaga” sıfatı verildi ve zamanla “Pomak Türkleri” denilmeye başlanmıştır[10]. Kumanların, Pomakların ataları olduğu bilgisi tartışma konusudur. Fakat Pomakların, XI-XII. yüzyıllarda Balkanlara geldiklerinde Türkçe konuştukları, daha sonra Slav etkisiyle dillerini değiştiren Kuman boyu olduğu bilgisi farklı kaynaklarla da desteklenmektedir. Aynı zamanda Balkanlara yerleşen Kumanların bir kısmının Hristiyanlığı bir kısmının ise daha sonra İslam’ı seçtikleri bilgileri mevcuttur[11]. Ama asıl önemli olan Bulgar politikasından ziyade Pomakların kendilerini Türk olarak kabul etmeleridir. Zira Pomak Türkleri; 1877-1878, 1912-1913, 1934, 1950-1955, 1964,1978 ve 1985 yıllarında olmak üzere yedi kez isim ve din değiştirmeye maruz kalmış olsalar da baskıların her kaldırılmasının ardından neredeyse tamamı tekrar eski Türk/Müslüman isimlerini geri almışlar ve İslam dinini yaşamaya başlamışlardır.

Nihayetinde Osmanlı egemenliğine dâhil olması ile Balkanlar ve Bulgaristan’da Osmanlı adalet ve hoşgörü dönemi de başlamıştır. Osmanlı yönetiminde 559 yıl adalet ve hoşgörü ile yönetilen bölgede bu kadar uzun bir süre bölgeye hâkim olan Türk ve İslam unsuru Hristiyan ve Yahudi halklarını da elbette zamanla etkilemiştir.

Sonuç olarak;

2004’te NATO’ya ve 2007’de Avrupa Birliği’ne giren Bulgaristan’da halen Türk-Müslümanların “Dilleri Bulgarca Olmayan Vatandaşlar” olarak kabul ediliyor olması bir sorun olarak devam etmektedir ve Bulgar yasalarında “Bulgaristan Türkleri” olarak düzeltilmelidirler.

Bulgaristan’da, Türklerin dini eğitimleri için din adamı yetişmesi sorunu yaşanmaktadır. Bunun için Ortadoğu ülkelerine gitmek zorunda kalındığı görülmektedir. Türkiye’de yüksekokullar düzeyinde kontenjan oluşturularak din adamı ve din dersi öğretmenleri yetiştirilmelidir. Yıkılmış camiler Türkiye tarafından oluşturulan fonlar aracılığıyla onarılmalıdır.

Bulgaristan’da kurulacak ve Türkiye’de oluşturulan fonlarla desteklenecek bir yapılanmayla; Bulgaristan’da bulunan Türk-Müslüman eserleri ve vakıf mallarının envanterleri ivedilikle çıkartılarak Türk Milletine kazandırılmalıdır.

Başta Pomak Türkleri olmak üzere Türkçe bilmeyen Türk-Müslüman kesimin Türkçe konuşma, okuma-yazma eksikliklerinin giderilmesi için iki ülke arasında protokol yapılarak, yok denilecek kadar az olan ve gönüllülük esasına dayanan Türkçe dersleri arttırılmalıdır. Aksi halde bir-iki nesil sonra asimilasyonun kendiliğinden gerçekleşme tehlikesi olduğu göz ardı edilmemelidir.

                               :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.

 

[1] Kader ÖZLEM, “Tarihsel Süreç İçinde Türklere Uygulanan Şovenist Bulgar Politikaları”, Turan-Sam, 01.01.2009.

[2] Ahmet AKGÜN; “Bulgaristan’da Asimilasyon ve ‘Zavallı Pomaklar’ Adlı Bir Risale”, http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c8s13/makale/c8s13m1.pdf

[3] Fevziye MARAL, “Bulgaristan’dan Türkiye’ye 1989 Göçü”, İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2010, İstanbul.

[4] R. Ercüment, KONUKMAN, “Tarihi Belgeler Işığında Büyük Göç ve Anavatan (Nedenleri, Boyutları, Sonuçları)”, Hazırlayan: Kutlay Doğan, 1990, Ankara.

[5] CNN Türk.com; “Asimilasyon ve Göç: Bulgaristan Türkleri’nin Öyküsü”, 03.07.2014.

[6] Ahmet AKGÜN; “Bulgaristan’da Asimilasyon ve ‘Zavallı Pomaklar’ Adlı Bir Risale

[7] Aydzhan NEVREZOVA; “Bulgar Yönetiminde Azınlıklar (1878–2004)”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2006, Ankara.

[8] Seçil YORULMAZ; “1984-1989 Yılları Arasında Bulgaristan Türklerine Yönelik Uygulanan Asimilasyon Politikaları ve Göç Deneyimleri, T.C. Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2012, İstanbul.

[9] İlhan TOKSÖZ; “Batı Trakya Türk Topluluğunun Rodoplardaki Buluşma Noktası: Seçek Yaylası Tarihi Seçek Yağlı Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri”, Millî Folklor, S. 91, 2011, http://www.millifolklor.com

[10] Aydzhan NEVREZOVA; “Bulgar Yönetiminde Azınlıklar (1878–2004)

[11] Mustafa IŞIK; “Balkanlar’dan Türkiye’ye Son Büyük Göç Olarak 1989 Göçüne Giden Süreç”, T.C. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, ss.33, 2016, Dipnot: 87: “Kemal Karpat, Balkanlar’da nlı Mirası ve Milliyetçilik”, Timaş Yayınları, ss.270- 271, 2012, İstanbul.

 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
“GENÇLER İŞ BEĞENMİYOR”
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
EKONOMİDE DENGELER DEĞİŞİR Mİ?
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
ROMEO VE JULİET
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
JİLET GİBİ DEĞİŞİM
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
TÜRKLÜĞÜNÜ UNUTMAYAN MACARİSTAN VE BARIŞ PINARI HAREKATI
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
GENEL VE GÜNDEM
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
HALICILIĞIN BAŞKENTİ; GAZİANTEP
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
EHLİYET, LİYAKAT VE ADALET
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
ÇOCUĞUM PANDA GÖREMEYECEK!
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
INSTAGRAM KULLANMAK KOLAYIMIZA GELİYOR
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
“BARIŞ PINARI HAREKATI"NIN HEDEFİ: GÜVENLİKLİ BÖLGE
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
TÜRK MİLLETİ VE TÜRK ORDUSU
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞA SON AHLAKİ ÇAĞRIDIR
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
İNSAN-DÜŞÜNCE İLİŞKİSİ
Esra SARI
Esra SARI
HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ MÜ? O DA NE?
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
BORÇLUNUN MAAŞ VEYA ÜCRETİNİN TAMAMI HACZEDİLEMEZ
Halil YATAR
Halil YATAR
ANKARA'NIN BAŞKANLARI UMUT VERİYOR
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva